top of page

ABD’de Kaçakçılık Davası: Çinli Araştırmacı Suçunu Kabul Etti, Sınır Dışı Ediliyor

  • Yazarın fotoğrafı: Tuba Türk Çınar
    Tuba Türk Çınar
  • 14 Kas 2025
  • 3 dakikada okunur

ABD’de sessiz sedasız yürüyen bir dava, aslında 21. yüzyılın en önemli güvenlik tartışmalarından birini yeniden gözler önüne serdi. Associated Press’in aktardığına göre, Çinli araştırmacı Li Yi, ABD’den Çin’e “yüksek riskli mantar örnekleri” çıkarmaya çalıştığı gerekçesiyle suçunu kabul etti ve sınır dışı edilmek üzere. İlk bakışta ‘bilimsel bir numune’ gibi görünen bu materyal, Amerikan makamlarının değerlendirmesinde biyogüvenlik açısından hassas bir kategoriye giriyor. Sıradan bir laboratuvar olayı gibi görünen bu vaka, aslında küresel düzeyde giderek büyüyen bir gerilimin parçası: bilimsel araştırmanın uluslararası rekabetle, biyogüvenliğin jeopolitik hesaplarla iç içe geçtiği yeni çağın gerilimi.

Bu dava bize şunu yeniden hatırlatıyor:


Artık hiçbir biyolojik örnek “sadece bir örnek” değildir.


Belki küçücük bir mantar kültürü, belki laboratuvar tezgâhının köşesinde unutulmuş bir petri kabı… Ama bugün, uluslararası rekabetin gölgesinde, bir bilim insanının çantasında taşıdığı her numune; bir ülkenin makalesi değil, başka bir ülkenin güvenlik raporu hâline gelebiliyor.


Ve hiçbir bilimsel çalışma, “yalnızca bilimsel” değildir.


Çünkü bilim artık yalnızca bilim insanlarının değil; istihbarat servislerinin, stratejik planlayıcıların, ticari rekabetin ve hatta diplomatik pazarlıkların masasına aynı anda düşen bir dosya.


Bir mantar örneğinin yolculuğu bile bazen bize şunu fısıldar:


Bir laboratuvardan çıkan her şey, bir gün jeopolitik bir hikâyeye dönüşebilir.


Bilimsel Serbestlik ve Güvenlik Denetimi Arasında Sıkışan Dünya


Bir bilim insanının laboratuvardan aldığı örnekleri ülkesine götürmek istemesinde ilk bakışta şaşıracak bir şey yok. Bilimsel mobilite, araştırma işbirlikleri, akademik paylaşım… Bunlar modern bilimin temel direkleri.

Fakat günümüzün dünyası artık 1980’lerin ya da 1990’ların masum bilim ortamı değil.Pandemi sonrası dönemde her biyolojik materyal, ister bir hücre hattı ister bir mantar kültürü olsun, potansiyel bir biyogüvenlik riski olarak değerlendiriliyor. Çünkü laboratuvar teknolojileri artık o kadar gelişti ki, düşük riskli bir örnek bile yanlış laboratuvar ortamında yüksek etkili bir biyolojik ajana dönüştürülebilir. Bu, kötü niyetli bir aktör gerektirmiyor; bazen yanlış bir yöntem, bazen kontrolsüz bir laboratuvar bile tehlikeyi büyütebiliyor. Bu nedenle ülkeler artık biyolojik materyal transferini sadece “bilimsel süreç” olarak değil, ulusal güvenlik dosyası olarak okuyor. Li Yi vakası da bu gerilimin tam ortasında yer alıyor.


Jeopolitik Rekabet: Biyoteknoloji Yeni Sahne


Bu dava sadece bir “kaçırma” girişimi değil; daha büyük bir kavganın küçük bir yansıması.ABD ile Çin arasındaki rekabet artık askeri alanda değil, biyoteknoloji, yapay zekâ, genetik mühendisliği ve veri egemenliği gibi alanlarda yaşanıyor. Her iki taraf da birbirinin bilimsel kapasitesini sınırlamaya, kritik teknolojilerin transferini denetlemeye çalışıyor.

İşin ilginç tarafı şu:Biyoteknoloji, tıpkı yarı iletkenlerde olduğu gibi, neredeyse tüm devletlerin aynı anda hem rekabet ettiği hem de bağımlı olduğu bir alan. Paylaşılması riskli, paylaşılmaması ise maliyetli. Li Yi’nin elindeki mantar örneği de işte bu “yeni nesil stratejik kaynaklar” sınıfına sokuluyor.


Etik Bir Kör Alan: Bilim İnsanının Sorumluluğu Nerede Başlar?


Bu olayın en zor yanı şu soruyu yeniden gündeme getiriyor:Bir bilim insanının sorumluluğu nerede başlar, nerede biter?

Bilimsel özgürlük çok değerlidir, ama özgürlüğün sınırı kamusal güvenliktir. Araştırmacının örnekleri neden götürdüğü, hangi izinlerin bulunduğu, hangi kurumların süreçten haberdar olduğu hâlâ belirsiz. Fakat kesin olan bir şey var:Her araştırmacı artık biyogüvenlik aktörüdür.Ve yapılan her hatanın maliyeti sadece bilim insanına değil, tüm topluma yansır.


Sonuç: Yeni Bir Gerçeklik


Li Yi’nin elindeki mantar örneği belki hiçbir zaman bir tehdit olmayacaktı. Belki sadece bir akademik makalenin parçası olacaktı. Ama mesele örneğin kendisi değil; artık dünya düzeninin biyolojik maddelere nasıl baktığı.

Bugün biyoteknoloji, tıpkı petrol, nükleer teknoloji veya veri gibi, jeopolitik bir güç unsuru hâline geldi.Her biyolojik materyal, potansiyel bir risk ya da değer.Her araştırmacı, potansiyel bir güvenlik aktörü.Her laboratuvar, potansiyel bir stratejik alan.

Li Yi davası, sessiz bir uyarı niteliğinde:Biyogüvenlik artık sadece laboratuvar kapılarının ardında değil; uluslararası siyasetin tam merkezinde.

Ve dünya, bu yeni gerçeklik karşısında daha uzun yıllar boyunca sınanmaya devam edecek.


Tuba Türk Çınar

KBRN Sav. MSc.

 
 
 

Yorumlar


olay yeri bandı_edited.png

Tuba Türk Çınar

  • academia icon
  • Twitter
  • Instagram
  • LinkedIn
olay yeri bandı_edited.png

İLETİŞİM

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page